|
Çocukluk yıllarından itibaren tutkunu olduğu Harley Davidson’a 43 yaşında sahip oldu. Yıllardır ertelediği motosiklet keyfini öyle yoğun yaşamaya başladı ki, Harley Sahipleri Grubu'nun başkanı da olunca ismi Harley'le anılmaya başlandı. Motosiklet ve kadının birbirine çok benzediğini düşünen Emrah Soyuer, ortaokulda mobiletle tur attığı günlerden bugüne, gönül verdiği motosiklet macerasını anlattı. İş dışındaki tüm zamanını motosiklet ve müzik keyfine ayıran, bir dönem Sabah Gazetesi’nin hafta sonu ekinde köşe yazarlığı da yapan Harley Owners Group (HOG) Türkiye Başkanı Emrah Soyuer (50) ile Harley tutkusu, seyahatleri ve yeni trafik yasası için yaptığı çalışmalar hakkında konuştuk. Motosiklet ve Harley tutkusu nasıl başladı? Motosikletle tanışmam biraz erken oldu. Ankara’da Mustafa Kemal Lisesi’nde orta ikinci sınıfa gidiyordum. Okulun yanında boş bir arazi vardı. Orada toprak arsada bir turu 15 kuruşa mobilet kiralardık. O zamanlar bütçemiz kısıtlı. Mobiletle birkaç tur atabilmek için 3 gün leblebi tozu yemez, gazoz içmezdim. Çocukluğumdan beri benim gönlümde Harley Davidson yatar. O yıllarda mahalledeki yan komşumuzun iki tane motosikleti vardı: Biri BMW, diğeri Harley Davidson. Mahallenin çocukları, iki motorun da yanına gider, takım tutar gibi BMW ya da Harley’i beğendiklerini söylerdi. Ben de o nefti yeşil Harley’den gözümü alamazdım. Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık-Elektrik bölümünde okurken motosikletim oldu. Daha sonra İstanbul’a geldim, iş güç derken bu keyfi epey uzun bir süre erteledim. 42 yaşıma girdiğimde, “Artık şu motosiklete sürekli binmem lazım” diye düşünmeye başladım. 1997’de Harley Davidson Türkiye’ye yeni gelmişti ve çok pahalıydı. O zaman İngiliz markası “Triumph” aldım. 1998 Şubat ayında kar yağışının sürdüğü bir gün gazetede “23 bin dolardan başlayan Harley’ler” diye bir ilan gördüm. O zamanlar 60 bin dolar telaffuz ediliyordu. O karlı kış günü Ortaköy’deki mağazaya gittim, bir Harley beğenip aldım. O zamandan beri de yaz kış Harley kullanıyorum. Ailenizden ve iş hayatınızdan bahseder misiniz? 10 sene önce boşandım. 17 yaşında bir oğlum var, Haliç Üniversite’sinde okuyor. O henüz arkama biniyor ama artık “Baba bana ne zaman motosiklet alacaksın?” diye sıkıştırmaya başladı. İş hayatıma gelince, inşaat yan sanayi ile ilgili çalışıyorum. Mermer, granit uygulamaları yapıyorum. Ama işten arta kalan tüm zamanımı motosiklet ve müzik keyfi dolduruyor. Kısa sürede HOG Türkiye’nin başkanı olmuşsunuz. Nasıl tanıştınız HOG’la? HOG, Türkiye’de 1996’da kuruldu ama aktif olarak çalışmaya başlaması 98’li yıllardadır. Ben de 1999’dan beri HOG Türkiye’nin yönetim kurulundayım. 99’da gezi ve etkinliklerin fotoğrafçısı oldum. Bir yıl sonra aktivite sorumlusu oldum. İki yıl bu görevi sürdürdükten sonra bir yıl başkanlık yaptım, ardından bir yıl ara verdim. Son bir yıldır da başkanım. Başkanlığa bir yıl daha devam edeceğim. Artık bu görevi arkadaşlarımın sürdürmesini istiyorum. Şu an kaç üyeniz var? Türkiye’de Harley sahiplerinin sayısı bini geçti. Dernekler Kanunu’na göre kurulmuş bir dernek olarak Ankara ve İzmir’de şubelerimiz, 300 kayıtlı üyemiz var. “Bir yere varmak değil, yolda olmak önemli” diyorsunuz. Nerelere gittiniz HOG olarak? HOG olarak planlanmış yıllık gezilerimiz var, bir de HOG içerisinde çeşitli arkadaş grupları vardır. Yani kan grubu uyuşan insanlar bir araya gelir ve birlikte geziye gider. Biz Türkiye’nin her yerine gittik. Ama ağırlıklı olarak Ege ve Trakya’yı karış karış gezdik. Yurt dışında ise en çok Yunanistan’a gittik. Çok yakın ve keyifli bir yol. Arkadaşlarla Avrupa’nın dörtte üçünü motosikletle dolaşmışızdır. İtalya Alpleri’ne giden arkadaşlarımız var. Montenegro ve Dalmaçya kıyıları motosikletle keyifle gezdiğimiz gerçekten çok güzel bir coğrafya. Yol öyle bir şey ki, bir kere yolda olmayı kanıksadığınız zaman içinizden durmak gelmiyor. Biz İstanbul’dan 5-6 motosiklet yola çıkıyoruz. Bir günde bin kilometre gidiyoruz, Niş’te konaklıyoruz. İkinci gün Venedik’teyiz. 2002 yılında Venedik’teki festivale gitmek için 10 motosiklet yola çıkmıştık. Bazı insanlar için yorucu olabilir ama yolda olmak gerçekten çok farklı. Ben otomobil de kullanırım ama uzun yolu otomobil kullanarak gitmek artık çok itici geliyor. MOTOSİKLETÇİ DAHA İYİ OTOMOBİL KULLANIYOR Motosikletin üzerinde olduğunuz zaman etrafınıza bakıyorsunuz, doğayla iç içe oluyorsunuz, çevreyi algılıyorsunuz. Dikkat unsurunuz çok daha fazla. Motosiklet kullanan insanın trafik bilinci de çok daha fazla gelişiyor. Çünkü motosiklette daha dikkatli olmak ve her şeyi algılamak zorundasınız. Bu alışkanlığı edindiğinizde daha iyi bir otomobil sürücüsü oluyorsunuz. HARLEYCİ ARKADAŞLARIMIZ TESİSLERİNE DAVET EDİYOR Sezon başında Antalya ve Kuşadası’ndaki Harleyci arkadaşlarımız bizi tesislerine davet edip “Hadi bu sene bize gelin, sizi ağırlayalım” derler. Türkiye’de gitmekten çok keyif aldığımız yerler, Bodrum, Marmaris gibi Akdeniz tarafını saymazsak, kesenlikle Bozcaada, Cunda ve Saros Körfezi’dir. İstanbul’a yakın olduğu için planlanmış gezilerin dışında 10-12 kişilik arkadaş grupları her hafta sonu Cunda, Bozcaada, Ayvalık ya da Saros Körfezi’ndedir. RÜZGAR HEPİMİZİN RÜZGARI Harley gezilerine diğer motorcular da katılıyor mu? Harley Owners Group olarak düzenlediğimiz gezilerde mutlaka farklı marka motosikletli arkadaşlarımız da vardır. Rüzgar hepimizin rüzgarı. Köy yollarında mopet kullanan da o rüzgarı paylaşıyor bizimle. “KİM, HANGİ MARKANIN LOGOSUNU DÖVME YAPTIRIR?” Bir yazınızda, “Kim, hangi markanın logosunu vücuduna dövme olarak yaptırır?” diyorsunuz. Bir motor tutkunu, neden Harley logosunu vücuduna dövme yaptırır? Önceki yıllarda motosiklet kulüpleri veya farklı motosiklet kullanıcıları arasında çok fazla diyalog yoktu. Harley Davidson bir dünya markası olduğu için, dedikodu tarzında asılsız şeyler üretiliyordu. Kıskanmak mı, benimseyememek mi diyeyim, ondan kaynaklanan farklı yorumlar vardı. Ama şimdi bu arkadaşlarımızın hepsi, onlarla iç içe oldukça aslında farkımızın olmadığını gördüler. Motosiklet keyfi anlamında farkımız yok ama bizim tercih ettiğimiz marka bu işin ruhu. Bu 100 yıl içerisinde marka sempatisi oluşmuş. Her markada olmuyor bu. Zorlamayla da yaratılacak bir şey değil. MOTOSİKLET VE KADINLARI BİRBİRİNE BENZETİRİM Motosikletle kadınları birbirine çok benzetirim. Bir motosiklet sahibi olmak, bir kadınla birlikte olmak istemeye benzer. Nasıl ki kadına önce bir bakarsınız, hoşlanırsınız, bir elektrik alırsınız, sonra onunla temas etmek, daha yakın olmak istersiniz. Sonra yakınlaştıkça çanta, küpe gibi hediyeler alıp onu hoş tutmaya çalışırsınız. Sürekli birlikte olmak istersiniz. Motosiklet de böyle… BU ÇEKİCİLİKTE BENZEŞME VAR Sevgiline Louis Vitton çanta alır gibi motosiklete deri çanta alıyorsun, güzel görünsün diye krom koyuyorsun. Çok benzeşen bir şey. İşte Harley’de bu var. Harley’in üstüne çok şey yapabilirim. Kendime uydurabiliyorum. Benim motosikletimin deposunun üzerinde Jimy Handriks var. Dolayısıyla bu ruh ve bu çekicilikte benzeşme var, birçok insan sevdiği kadının dövmesini yaptırıyor. Harley Davidson da böyle. Adam koluna onu benimsediği için dövmesini yaptırıyor. Başka herhangi bir markanın dövmesini yaptıran gördünüz mü? TÜRKİYE’DE MOTOSİKLET İHMAL EDİLMİŞ Türkiye’de motosikletçi olmanın zorlukları neler? Türkiye’de motosiklet çok geri kalmış, ihmal edilmiş bir konu. Yasası yok, kültürü yok. Bu konuda da sorumluluk sahibi bir insan olarak biz bir şey yapmazsak kimse yapmaz. Dünyada en büyük motosiklet kulübü Harley Owners Group olarak Türkiye’de birçok çalışmaya önayak olduk. Motosiklet kulüplerini bir araya getirdik. Köprü geçişi için birlikte eylemler yaptık. HOG, trafikte motosikletlilerin hakları konusunda neler yaptı? Biz HOG olarak trafik konusunda düzenleme yapılması için çok çaba harcadık. Kulüplerle bir araya gelip Ankara’ya gittik. Trafik Daire Başkanlığı’na, Meclis Trafik Komisyon Başkanlığı’na gittik. Hatta Emniyet Genel Müdürlüğü’nde bir defa görüşmeye gittiğimizde, uyum yasalarıyla ilgili olarak İngiltere’den gelmiş uzmanlar vardı. 7-8 tane uzman, emniyet müdürlerimize seminer veriyordu. Biz orada taleplerimizi sıralayınca, onlar da bize hak verip, “Avrupa’da böyle, zaten böyle olmalı” dediler. Ankara’da, 5 ana konuda talebimiz oldu: * Türkiye’de motosiklet araçtan sayılmıyor. Trafikte araçların varlığını sıralayan kavşak geçiş üstünlüğünde motosiklet yok. Sıralamanın en başına motosikletin konulmasını talep ettik. Ehliyet sınavına giren kişi, sıralamayı bilirse kavşakta otomobilini motosikletin üzerine sürmeyecek. * İkinci konu ise hız. Biz şehirlerarası yollarda çıkıyoruz, motosikletlere tanınan hız 70 kilometre. Traktörlerle aynı, kamyondan 10 kilometre daha az bir limit. Avrupa’da hız limitleri otomobillerle aynı seviyededir. Biz de bunu istedik. * Motosikletlerin fark edilmesi çok önemlidir. Bu yüzden gündüz farlarımız yanar. Öyle ilginç bir ülkede yaşıyoruz ki, bir köyde ya da kasabada trafik polisi çeviriyor ve “Sis farlarını gündüz açman yasak, ceza yazacağım” diyor. Rahatsız edici bir şey. Sis farları puslu hava şartına bağlı. Sis farlarına hava pusluysa açmana izin var. Biz bunu ortadan kaldırmak için, “motosikletlerin farı açıktır” diye bir ibare konulmasını istedik. Bunu kabul ettiler. * Motosikletlerin muayeneleri her sene yapılıyordu. Ben otomobilime göstermediğim özeni motosikletime gösteriyorum. Otomobilimi aldıktan 3 yıl sonra muayeneye götürüyorum ama motosikletimi her sene götürmek zorundayım. Bu eziyetin kaldırılmasını istedik. Bu da makul görüldü. Özel muayene istasyonlarıyla ilgili yapılan düzenleme sırasında bu süre de 3 yıl olarak değiştirildi. Bu motosiklet kullanıcıları açısından çok önemli bir düzenleme. * Trafik yasasında kaskla ilgili bir standart belirlenmemiş. 1940’lı yıllarda yanmayacak, yağmur geçirmeyecek gibi işe yaramaz şartlar var. Bunun değiştirilmesini, kaska standart getirilmesini istedik. TRAFİK DAİRE BAŞKANLIĞI KONUYA HAKİM Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Daire Başkanlığı’na giderken tereddütlüydüm. Ancak konu ile ilgili emniyet müdürlerimizle görüştüğümüzde, gerçekten konuya hakim, bilgili ve kültürlü insanlarla karşılaşmak beni son derece mutlu etti. Onlar görevlerini yaptı, yasayı Meclis’e gönderdi. AVRUPA’DA ERİYEN ASFALT GÖRMEDİM Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumsuzluğu bizi öfkelendiriyor. İnsan canını düşünmeyen, eleştiriden anlamayan, çözüm üretmeyen ikinci bir kurum herhalde yoktur. 80 yıl öncesinin tekniğiyle asfalt yapıyorlar. Mayıs ayında Antalya’ya gittik. Motosikletle her virajda tehlike atlattık. Asfalt vıcık vıcık. Bunun kimyasal katkıları vardır. Bununla o erime önlenebilir. Yunanistan’a biz temmuz sıcağında gidiyoruz böyle bir şey yok. Avrupa’nın hiçbir yerinde eriyen asfalt görmedim. BÜROKRATLARIN HATASI, BİZDEN ÇIKIYOR Motosiklet kullanmak medeni olmanın bir ölçüsüdür. Mesela Londra Belediyesi şehrin belirli yerlerine motosiklet dışında araç sokmuyor. Motosiklet kullanımını da teşvik ediyor. Avrupa’da birçok otoyolda trafiğe çözüm olduğu için, otoyollar ya otomobil ücretinin yarısıdır, ya da bedavadır. Karayolları Genel Müdürlüğü ise bizden kamyonetlerle aynı parayı alıyor. Gerekçeleri de şöyle: Köprüye bir geçiş programı yaptırmışlar. O programı yaptırırken Japonlara bilmem ne kadar para vermişler. Programda motosiklet olmadığı için aynı paraya geçiyor. Biz bu programın değişmesi için itiraz ettik. “Masrafı çok” diyorlar. Bürokratların düşüncesizliğinin cezasını bize ödetiyorlar. Ve bunu düzeltmiyorlar. YEREL YÖNETİMLERE KIRGINIZ Biz 3 senedir festival düzenliyorduk. Bu sene belki yapmayacağız. Avrupa’da motosiklet turizmi diye de bir şey var. Yani Avrupa’nın birçok yerinde motosiklet turizmi ciddi bir gelir kaynağı. Biz Türkiye’de böyle bir pencere açalım dedik, bu festivallere Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan insanlar geliyor. Ama yerel yönetimlerin umurunda değil. Bütün bu zorluklar insanın moralini bozsa da havlu atmayacağız. Motosikletçiler mücadeleyi sever. Biz şunu düşünüyoruz, motosiklete binmek sadece ulaşım ihtiyacı değil, psikolojik bir ihtiyaçtır. Şehir ve iş stresinden uzaklaşıp bu ferahlığı hissetmek isteyen herkese tavsiye ediyoruz… |